Georges Méliès: Sinemanın Rüya Üstadı!

 

Geçenlerde eşimle beraber Martin Scorsese imzalı, 2011 yılı yapımı “Hugo” adındaki filmini izledik. Eşim filmin adını duymuş fakat izlemeye fırsatı olmamıştı. Benim için filmi tekrar izlemek ve hatırlamak için de bir fırsat oluşmuş oldu böylelikle. Dedim, “Tamam, neden olmasın?” ve internetten stream ve HD kalitede izleyebileceğimiz siteleri araştırmaya başladım. Filmi, istediğimiz kalitede, bulmam pek de uzun sürmedi.

936full-martin-scorsese1Martin Scorsese

Bildiğimiz hatta tipik Scorsese filmi diyebileceğimiz film kesinlikle değildi. Bir kere daha aile filmiydi; filmin baş kahramanları ergenlik öncesi –veya başlangıcı diyelim– bir kız ve bir erkek çocuklarla yaşlı bir adamdı. Zamanın sinema ve teknolojisinin de dibine kadar (3D çekim) kullanıldığı bir filmdi. Bir Taxi Driver ya da Raging Bull ya da Casino ya da Aviator gibi bir eser zaten beklemiyorduk (en azından ben beklemiyordum) ve eşim için de ilginç bir deneyim oldu Hugo’yu izlemek.

2007 yılında yazar Brian Selznick tarafından yazılmış The Invention of Hugo Cabret kitabın filmiydi Hugo ve kitabın türü “tarihi roman” olarak belirtilmişti. Yani tarihsel olaylar ve tarihe mal olmuş karakterlerin çoğu gerçekti. Zaten eşime de gerçek olaylardan esinlenilmiş filmler onun ilgisini, neredeyse her zaman, daha çok çeker. Bu yüzden bu filmi beğeneceğini, bir hayranlık seviyesine ulaşacağından kuşkum yoktu.

KISA NOT: Şahsi görüşüm bu kitabın Türkçe’ye çevrilmesidir. Çünkü genelde sinemaya adapte edilen çoğu kitapta bazı ve/veya önemli detaylar sinematografik açıdan uygun ya da estetik bulunmayacağı için film senaryosundan çıkarılabiliyor. O yüzden kitabını okumak da harika bir deneyim olabilir.

Filmin senaryosu John Logan tarafından yazılmış. Logan Gladiator ve Aviator filmlerinin senaristi ünlü Amerikalı tiyatro oyun yazarı, senarist ve film yapımcısıdır. Ek olarak, film Scorsese’ın ilk 3D film deneyimidir.

hugo-the-key

Filmi çok kısaca özetlemek gerekirse (üzerinden 5 sene geçti, spoiler olmaz herhalde); 14 yaşındaki Hugo babasını müze yangınında kaybettikten sonra Paris’teki Gare Montparnasse tren istasyonundaki saatlerin bakımından sorumlu olur. Hugo babası ölmeden önce beraber insan görünümlü bir otomat üzerinde çalışmaktaydılar; otomatı tamir etmeye çalışıyorlardı. Otomat için bazı parçalara ihtiyaç vardı ve Hugo yaşlı oyuncak dükkânı sahibi Georges amcadan parça çalıyordu.

Hugo tam suçüstü yakalanır ve Georges amca, kitap kurdu torunu Isabelle ile hayatları kesişir.

Fakat işin ilginç tarafı: Film, sinema tarihinde ilk bilim kurgu filmini çeken Georges Méliès’in hayatını konu alır. Georges Méliès kim peki?

georges-melies2Georges Méliès

Georges Méliès (d. 8 Aralık 1861 – ö. 21 Ocak 1938), tam adı Marie-Georges-Jean Méliès, sinemanın gelişmesinde öncülük etmiş Fransız film yapımcısı, yönetmen.

Ailesinin ayakkabıcılık yaptığı Paris’te doğdu. Sinemanın ilk döneminde dünyanın önde gelen öykülü film yapımcısı oldu. Paris’te Theâtre Robert-Houdin’deki rolünün bir parçası olarak büyülü feneri kullanan Melies kariyerine sihirbaz olarak başladı. Auguste ve Louis Lumière’in bazı filmlerini gördükten sonra, daha bilimsel eğilimli vatandaşlarından çok daha farklı bir yöne çekmesine karşın yeni aracın potansiyelini hemen fark etti.

Georges Méliès’nin “Star Film Company” adlı şirketi 1896’da film üretimine başladı. 1897 yılı bahar ayları geldiğinde Paris dışında, Montreuil’de kendi stüdyosunu kurdu. 1892 ile 1912 yılları arasında yüzlerce film üretti. 1902’de Londra, Barcelona ve Berlin’de; 1903’te ise New York’ta dağıtım büroları kurarak Lumiere’leri neredeyse saf dışı bıraktı. Ancak; 1908’de geçiş döneminde sinema filmleri farklı tür bir eğlence sunmaya yönelince Méliès’nin popülaritesi de azalmaya başladı.

Enteresan bir kişilik, yaşadığı dönemin ötesinde bir karakter olduğu kesin. Hal böyle olunca biraz kendisi hakkında küçük çaplı bir araştırma yaptım.

Ayakkabıcılık, saat tamiratı, sihirbazlık daha doğrusu illüzyonistlik yapmış birisinin sinemaya ve beraberinde getireceği kültüre kendi vizyonunu ve “sihirini” katmış olması yadırganacak bir durum değil. Ama araştırmam sırasında bulduğum en önemli şeyin sinema hakkındaki görüşü olmuştu. Mösyö Méliès sinemayı rüyalarla ilişkilendiren ilk kişiymiş. Yani, her gece gördüğünüz her rüyanın (fantastik, karabasan, kabus ve eksantrik) birer sinema filmi olduğunu iddia ediyordu kendisi.

Georges Méliès’e göre hepimiz rüyalarımızın bilinçaltındaki dünyaların Akademi ödüllü yönetmenleriymişiz. Bu düşünce beni aldı ve bir yerlere götürdü; sanki hala daha da götürmekte. Öyleyse hayal kurmaktan vazgeçmemeliyiz? Hele hele ülkemizdeki gelişmeleri düşündüğümüzde! Nasıl olacak bu peki? Her cevap, veren kişinin karakterini sergileyecektir.

O vakit, kendimce, şöyle tamamlamak isterim: Hayallerin gerçek olduğu bir rüya… Yaşamak ve görmek hepimizin hakkı, öyle değil mi?

 

Bir Cevap Yazın