Müziklerin Film Üzerindeki Etkisi 2

Bir önceki entry’mde sevdiğim film müzik türlerinden bahsetmiştim. Okumadıysanız buradan tıklayarak göz gezdirebilirsiniz.  Bu konu başlığını dolduracak o kadar çok film var ki o yüzden 2. bir başlık altında birşeyler daha paylaşmak istedim.

Pulp Fiction

Bir filmin Tarantino filmi olduğunu anlamak için sanırım ilk 15 dk’sını izlemek yeterli! Olağandışı, doğrusal ilerlemeyen olay örgüsü, bol şiddetli ve kanlı sahneler, en dramatik sahneyi bile eğlenceli bir müzikle gözümüze sokan diğer bir deyimle benimsediği farklı ‘kara mizah’ anlayışı ile ‘Ben Tarantino‘yum diyor!’

Pulp Fiction filmi de Quentin Tarantino’nun, senaryosunu Roger Avany ile birlikte yazdığı 7 dalda Oscar’a aday gösterilen ve ‘en iyi özgün senaryo’ dalında Oscar’ı kucaklayan 1994 yapımı kült filmlerinden. Argo ve enteresan diyaloglar, cesur kanlı sahneler, şaşırtan yaratıcı film akışı ile aklınıza yer eden bir eser gerçekten. Filmde beni büyüleyen birçok sahne var ama en çok etkilendiğim; gangster Vincent’in (John Travolta), patronunun karısı Mia (Uma Thurman) ile dışarıda eğlendikten sonra, eve gittikleri ve olayların bambaşka bir yöne gittiği sahnelerdir.

Patronu tarafından, karısını eğlendirmekle görevlendirilen Vincent’ın, Mia ile arasında tehlikeli bir yakınlaşma olmak üzeredir. Vincent durumun farkındadır ve tuvalete gider. (Bu bölümde John Travolta’nın patronuna ihanet etmemesi için kendisini hizaya soktuğu sesli monolog sahneleri vardır ki beni benden alır) Tuvaletten çıktığında ise işler daha saçma bir hal alır. Vincent, Mia’yı overdose halde bulur. Bu olaylar olurken fonda, Uma Thurman’ın kendinden geçerek dans ettiği ‘Girl, You’ll Be a Woman Soon’ şarkısı çalmaktadır ki eritir adamı!

Desperado

Ola la lala la! Ne filmdi ama… Yönetmen Robert Rodriguez,  çektiği başarılı aksiyon sahnelerinin yanı sıra, başrol oyuncuları Antonio Banderas ve Salma Hayek gibi isabetli isimlerin de etkisiyle Meksika ateşini yakmış vakti zamanında.

Paylaştığım bu videoda Antonio Banderas’ın bir yandan gitarıyla şarkı söyleyip, bir yandan barda olay çıkaran adamın kafasına, gayet karizmatik bir edayla gitarı geçirdiği anı izleyebilirsiniz. Ne diyelim birçoğunun elinde silah olmasına rağmen şiddetleri bile renkli bu güzel Güney insanlarının…

Antonio Banderas’ın Los Lobos ile birlikte söylediği meşhur Cancion del Mariachi şarkısının çevirisini merak ederseniz buradan okuyabilirsiniz.

Brave Heart 

Brave Heart, benim en sevdiğim film dediğim ‘ilk filmdir’. Mel Gibson’ın yönetmenliğini ve başrolünü üstlendiği savaş, tutku, aşk ve drama dair birçok şeyi içinde bulunduran nadide filmlerden. Bazı tarihçiler, filmi gerçeklikten uzak bularak, yarı kurgusal olarak nitelendirse de, bana kalırsa İskoçya’nın bağımsızlık mücadelesi verdiği o dönemi herşeyiyle gerçekmiş gibi izliyorsunuz.

Filmin müziklerini yapan James Horner,  modern, klasik ve epik tınıları kendine özgün bir şekilde harmanlayarak bıkmadan dinleyeceğimiz güzel bir eser bırakmıştır bizlere. Aynı zamanda Titanic, A Beautiful Mind, The Name of The Rose, Apollo 13 gibi filmlerin de müziklerine imza atmıştır. Profesyonel anlamda müzik bilgim yok ama okuduğum eleştirilerde, Horner için genellikle bestelediği ve ses getiren birçok müziği hep aynı notaları kullanarak yapmış  olduğu söyleniyor. Ne yapalım! Bence iyi de yapmış! 😉

Kill Bill Vol 2

Kill Bill Vol1’in devamı niteliğinde olan filmde, düğünü  tabiri caizse belalısı Bill(David Carradine) ve adamları tarafından basılan The Bride(Uma Thurman)’ın intikamı devam etmektedir.                 Özellikle kılıç sahnelerinin enfes olduğu Kill Bill Vol 1 ve Vol 2 filmlerinde, Uzak Doğu dövüş sanatlarına doyduğumuz bir gerçektir. Böylesine keskin bir filmin bitiş jeneriğinde çalan şarkı da yine Tarantino’nun şaşırtmacası gibi… Malaguena Salerosa şarkısıyla  sanki güzel İspanyol kızlar bir yerden çıkıp da flamenco yapacakmış gibi beklentiye giriyor insan. Sözleri duygusal ama müziği bir o kadar da iklim değiştirtiyor…