‘My Girl’

Hemen hemen herkesin özel olarak tanımladığı, hatta kendi hayatının ya da çevresinin bir öyküsüymüş gibi hissederek sahiplendiği filmleri vardır. Bunlardan bazıları sinema otoritelerince de beğenilmiş filmler, bazılarıysa IMDB’de 7.0’ı bile görememiş filmler olsa da benim de özel olarak nitelendirdiğim birçok filmim var. My Girl filmi gibi…

My Girl ile biraz geç tanıştım. Tanıştım tanışalı da ne zaman kendimi iyi hissetmek istesem, bu filmi açıp çocukluğuma yolculuk yapıyorum. 1991 yılında Patricia Hermes tarafından yazılan bir kitaptan uyarlama olan My Girl, cenaze müdürü baba Harry Sultenfuss (Dan Aykroyd) ve alzheimer hastası büyükanne ile birlikte yaşayan 11 yaşındaki tatlı Vada’nın (Anna Chlumsky) hikayesini anlatıyor. Vada cenaze evinde büyümüş olmasının etkisinden olsa gerek hipokondri yani hastalık hastasıdır. Bundan dolayı kimi zaman prostat kanseri, kimi zaman hemoroid olduğunu kimi zaman da boğazına tavuk kemiği takılmış olduğunu düşünerek doktorun yolunu tutar. Tabii ki en yakın arkadaşı herşeye alerjisi olan Thomas J Sennett (Macaulay Culkin) de ona eşlik eder.

Vada’nın diğer bir takıntısı ise öğretmeni Bay Bixler’a olan aşkıdır. Hatta ona daha yakın olabilmek için yetişkinler için verilen yaratıcı yazarlık kursuna bile gider.

Film aslında trajikomik türden, her bir karakterin kendine has özellikleri, takıntıları, enteresan yaşantıları var. Üzülmektense keyifle izliyorsunuz.

Yazımın başında da belirttiğim gibi bazı filmler IMBD puanının kurbanı olabiliyor. Çoğu sinemasever (ki buna bende dahilim) bir filme bakarken hemen ‘kaç puan almış, yorumlar nelermiş’ diyerek belki de hayatlarında unutulmaz bir etki bırakacak bir filmden mahrum kalıyor. Bazen görsel efektler, bazen tarihi konuların, bazen ise en ünlü ve başarılı oyuncuların yer alıyor olması o filmi değerli yapıyor. Bunlar da bir etken tabii ama bence duyguyu verebilmesi, hissettirebilmesi, oyuncunun kim olduğunu bilmeden onu hemen filme yakıştırabilmemiz de o filmin iyi olmasında ölçüt.

My Girl filminde de buna örnek, beni etkileyen bir sahne var hatta;

(Spoiler içerir) Vada, alerjik bir durumdan dolayı en yakın arkadaşı Thomas J’yi kaybediyor. Tabii ki arkadaşının ölümünden dolayı çok üzgün. Birkaç hafta sonra kendini biraz toparlayabiliyor ve babası ile dışarı çıkıyor. Oturdukları cafede Thomas J’nin annesi Bayan Sennett ile karşılaşıyorlar. Oğlunu kaybeden anne çok üzgün, nasıl olduğunu soran Bay Harry’e ‘bazen oğlunun sanki bir yaz kampındaymış gibi geri döneceğini düşündüğünü bazen ise yataktan kalkacak gücü olmadığını’ söylüyor. Vada, Bayan Sennett’e sarılıyor ve merak etmemesini annesinin,  Thomas J’ye çok iyi bakacağını söylüyor…

Sadece film değil bir kitapta veya senaryoda böyle bir diyaloğun olmuş olması bile 11 yaşındaki bir çocuğun ruhuna, olgunluğuna hayran bıraktırıyor, tabii burada asıl bu içtenliği veren küçük oyuncular takdir edilesi…

Bir Cevap Yazın