Kamera Arkası

Lise yıllarımın başında yazma, yaratma, gözlemleme yeteneğime yani kişiliğime yakın bulduğum radyo tv sinema bölümünü, özellikle “Barış Manço ile Dünya Turu”, “Ayna” gibi keyifli ve öğretici gezi programlarının etkisiyle seçtim.

Bütün bunların neticesinde özel bir üniversitede Radyo tv sinema eğitimine başladım ve 2011 yılında bu bölümden mezun oldum. Geçirdiğim 4 yıllık eğitim hayatımda, işin kenarından köşesinden birçok konuda bilgi ve deneyim biriktirdim desem yalan olmaz sanırım. Okuduğum üniversitenin öğrencilerine sunduğu imkanlar da oldukça iyiydi. 2 ayrı televizyon stüdyosu, profesyonel kameralar, kurgu ve montaj odaları gibi teknik imkanlarının yanında bizleri yönlendiren vizyon sahibi eğitimcilerimiz vardı. Bu arada bize bir öğretmenden daha yakın olan, kendisinden çok şey öğrendiğimiz ‘Timur Hoca’mızı sevgi ve saygıyla anıyorum’ diyerek devam ediyorum.

MİKROFANA GİDEN YOLLAR TAŞTANDIR!

Eğitimimin ilk yılında bir dış çekim esnasında tanıştığım görüntü yönetmeninin teklifiyle “Alternatif Spor” adında bir programın muhabirliğine başladım. Çok da içine kapanık biri olmamama rağmen, mikrofonu elime aldığımdaki heyecan, çekimserlik hatta yönetmenin, “Sen insanlardan korkuyorsun, rahat ol!” yorumu kendimi sorgulamama bile neden oldu. Açıkçası teorik olarak çok az bilgim vardı ve pratik olarak hiç deneyimim yoktu. İlk çekim esnasında, röportajdan önce ‘İnsanların yanlarına yaklaşıp ne soracağım acaba’ diye hızlı bir beyin fırtınası yaptım ama sadece şu sonuca vardım: “Offroad nedir, neden buradasınız? vs” Bu soruları saçma ve yetersiz bulmuştum o an. Oysaki tam da bunları sormam yeterliymiş, zamanla anladım.

O yıl içerisinde 6 bölüm çektik. Zamanla mikrofona ısındım ve kameraları daha çok sevdim. Programın içinde offroad, badminton, golf gibi sporların turnuvalarını çekiyor, sporcular ve izleyicilerle röportaj yapıyorduk. Okulum Kıbrıs’ta olduğu için oranın renkli insanlarının tatlı Kıbrıs ağzı ile anlattıklarıyla, program daha bir keyif alınası oluyordu. (Medya sektörünün özellikle tv, sinemanın en güzel taraflarından biri de, bir proje üzerinde çalışırken iyi bir bütçe ya da hatırı sayılır bir çevre ile yapabileceğiniz şeyleri para vermeden deneyimlemekti. Yeni yerler görmek, birçok kişinin imkanı olsa bile kolay kolay giremeyeceği ortamlara rahatlıkla girebilmek güzel bir ayrıcalık doğrusu.)

GAFLAR, OLAYLAR OLAYLAR…

“Alternatif Spor” programıyla küçük bir deneyim kazandım. Bu program benim için staj yerine geçti diyebilirim. Hatta çalıştığım yönetmenimin gözünde de umut vaat etmiş olmalıyım ki (sunucu bulamadığından da olabilir tabi…) turnuvalardan sonra havuz başında çekimleri olacak bir programın sunuculuğunu yapmamı istedi. Açıkçası son dakika belli olan programın sunuculuğunu yapabilecek kadar kendime güvenmiyordum. Çünkü programın konukları Türkiye Atletizm Federasyonu Yönetim Kurulu’nun o zamanki anahtar üyeleriydi. Atletizme dair çok fazla bilgim yoktu; üstelik araştıracak kadar vaktim de olmamıştı. Her ne kadar yapmamak için çok direndiysem de yönetmenin ısrarıyla kendimi şık bir otelin havuz başındaki çekiminde buldum.

Yönetmenle birlikte hızlıca bir giriş paragrafı ve birkaç soru hazırladık ve sonrasında sunucu koltuğuna oturdum. Çevremde altı önemli konuk ve iki kamera vardı. Oldukça heyecanlı olduğum çekim sırasında yönetmenin, “Yayın!” komutuyla programa başladık veee dakka 1 gol 1 oldu.

Program açılışını yaparken, “Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’nden yapmış olduğumuz programımıza hoşgeldiniz!” dedim ve der demez yönetmenin, “KESTİK!” uyarısıyla havuzun dibine girmiş kadar oldum. Hızlıca toparladım. Girişimi, çevremdekilerin “heyecandandır, heyecandandır” yorumlarıyla, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” olarak tekrarladım. Giriş her ne kadar kötü geçmiş olsa da yaklaşık kırk beş dakika süren programa dakikalar sonra adapte olduğumu fark ettim. Açıkçası bazen soru sormama bile gerek kalmadan, program kendiliğinden ilerledi.

Kısacası çekimler, konuklar, kamera hataları, sunucu gafları gibi bütün herşeyiyle televizyon çok renkli bir ortam. Sonradan kayıtları izlediğinizde, üzerinde çalıştığınız proje için harcadığınız emeğe ve yaşattığı stresli anlara değdiğini görmek size itici bir güç kazandırıyor.

Bir Cevap Yazın