Sen hiç ateşböceği gördüğünde ağladın mı?

Grave of the Fireflies animasyon filmini izlediğimden beri ateşböcekleri beni hüzünlendiriyor. Anime kültürünü tanımayanlar bu duyguyu bilemeyebilir ama emin olun ki bir anime için ağlanır… Hele hele bu animeyi yapan üstad Isao Takahata ise! Bilmeyenler için kısaca kendisinden bahsetmek gerekirse; Takahata, Japonya’daki ünlü film stüdyosu Studio Ghibli’nin kurucularındandır. Aynı zamanda Japonya’nın Walt Disney’i olarak anılan Hayao Miyazaki’nin çalışma arkadaşıdır. Bu ikili kimi zaman yapımcı, kimi zaman yönetmen olarak karşımıza Spirited Away, Princess Mononoke, Howl’s Moving Castle gibi efsane animelerle çıkmıştır. Sanmayın ki bu yapımlar şaşaalı görünen bilgisayar animasyonu Ice Age, Shrek gibi güldürmekten ibaret, kuru zafer tabloları sunuyor. Hepsi birbirinden değerli, keyifli ve duygu dolu yapımlardır. Özellikle 90’lı yıllara kadar, Studio Ghibli’den çıkan birçok yapım sahne sahne elle yapılan çizimlerden oluşan animasyonlardır. Teknik olarak harcanan emek ortadayken toplumsal ve siyasal sağduyusu olan, kadınları yücelten, doğaya saygı ve sevgiyi aşılayan konularıyla da dikkat çekmişlerdir. Yani dışarıdan çizgi film izliyormuş gibi görünseniz de izlediğiniz aslında bir sanattır.

Peki ya Grave of the Fireflies filmi nasıldır?  Neden ağlatır? Schindler List gibi en iyi savaş karşıtı filmler arasında gösterilme başarısını nasıl elde etmiştir?

Türkçe adıyla Ateşböceklerinin Mezarı filmi, 2. Dünya Savaşı sırasında bombalanan Japonya’nın Kobe şehrinde yaşayan Akiyuki Nosaka’nın otobiyografik romanından uyarlanmıştır.  Filmde Nosaka’yı Seita, küçük kardeşini ise Setsuko karakteri canlandırmaktadır.

‘Seita ve kardeşi savaş sırasında anne ve babasını kaybeder. İki çaresiz çocuk evsiz, yemeksiz ortada kalır. Bunun üzerine teyzesinin yanına sığınırlar. Seita, kardeşini hiç yalnız bırakmaz. Ona annesinin ve babasının yokluğunu hissettirmemek için elinden gelen herşeyi yapar.

Ki Setsuko da o kadar tatlı, o kadar masumdur ki içinizden ona evladım diye sarılmak gelir. Böylesine iki güçlü ve tatlı çocuğa teyzeleri başta iyi olmasına rağmen sonradan kötü davranmaya başlar. Özellikle Seita’ya çalışıp, para kazanmadığı için hayıflanır. Bunun üzerine gurur yapan Seita yakınlarda kapıları, camları olmayan bir sığınak bulup, kardeşiyle orada yaşamaya başlar. İki kardeş orayı yaşanır bir ev yapmaya karar verir ve bunu yaparken de o kadar mutludurlar ki hep daha fazlasını isteyen nefsimiz bile utanır. Derme çatma bu evin tek kötülüğü ise gecelerin karanlığıdır. Ama Seita bu duruma ateşböcekleriyle çare bulup, kardeşinin yüzünü güldürmeyi başarır. Küçük Setsuko ateşböceklerini çarşafının altına alır, onlarla oynayarak hem etrafını hem de kendi dünyasını aydınlatır.  Filmin sonrası ise bu kadar aydınlık değildir. Seita ve Setsuko’yu oldukça zorlu günler bekler.

Filmin yönetmeni Isao Takahata 2. Dünya Savaşı yıllarında bir bombardıman sırasında kardeşinden 2 gün boyunca haber alamamış, yaşadığı bu travma nedeniyle bu projeyi kendine yakın bularak almak istemiş. Filmdeki karakterleri seçerken de oldukça özenli davranmış. Hatta aksanda farklılık olmaması için gerçekte olayın yaşandığı yer olan Kobe’den seçimleri yapmış. Buldukları seslendirmen çocuklara da sadece 2 cümle dinleyerek karar vermiş. Setsuko’nun sesi hala daha kulaklarımdayken oldukça isabetli seçimler olduğunu söylemeden edemeyeceğim.

Akiyuki Nosaka bu romanı ölen küçük kardeşine kendini affettirmek için yazmış. Neden affettirmek istediğinide filmin sonunu gördüğünüzde daha iyi anlayacaksınız.

Bir Cevap Yazın