Türkiye’nin Oscar Aday Adayı ‘Ayla’ Filmi

Sinemada izleyeceğim filmi seçerken genellikle savaş, fantastik ya da aksiyon türlerinde görsel efektleri güçlü filmleri tercih ediyorum. Üstüne bir de 3d filmse, o derinliğin içinde hemen senaryoya dahil oluveriyorum.

Hafta sonu uzun bir aradan sonra sinemaya gittim. Bu sefer tercihim son zamanlarda hakkında sıkça yazılıp, çizilen ve dokunaklı hikayesiyle izleyen herkesi büyüleyen biyografik film ”Ayla” oldu. Her ne kadar savaş temalı bir film olsa da askeri birlikte geçen sıcacık bir öyküye tanık oluyorsunuz.

‘Bol miktarda spoiler içerir’ diyerek filmle ilgili detaylara ve yorumlarıma başlıyorum:

Hikaye 1950’lerde Güney Kore-Kuzey Kore İç Savaşı sırasında geçiyor. Birleşmiş Milletler’in emriyle Güney Kore’ye Türk askerleri gönderilir. Hikayenin baş kahramanı Süleyman Astsubay Dilbirliği de buraya gönderilen askerlerden birisidir. Başarılı bir asker olan Süleyman Astsubay Kore’de de görevini layıkıyla yapabilmek için elinden gelen her şeyi yapar.

Süleyman Astsubay ve Ayla’nın yolları nasıl kesişir?

”Süleyman Astsubay görev başındayken, katledilmiş ailesinin yanında etrafına korkuyla bakan Koreli bir kız çocuğu bulur. Etrafı tehlikelerle çevriliyken hızlı ve dikkatli bir şekilde görevlerini yapmak zorunda olan Süleyman Astsubay ve arkadaşları, neredeyse 5 saniye içinde bir karar vermek zorundadır. Arkadaşları bu küçük kızın önlerinde engel oluşturabileceğini düşünürken, Süleyman Astsubay onu orada bırakmayacağından o kadar emindir ki, hemen bu küçük kızı kucaklayıp yanına alır. Ve savaşın ortasında insanlık dersi verir nitelikteki ömürlük bir hikâye başlamış olur.  Zorlu mücadeleler sonunda birliğine dönebilen askerler korkudan konuşmayan, adını bile söyleyemeyen küçük kıza bir isim vermek isterler. Süleyman Astsubay kızın yüzüne bakar: ‘Aynı Ay gibi yüzü var adı Ayla olsun’ der. Bu arada Ayla en çok Süleyman Astsubay’a ısınmıştır, o yanından ayrıldığında hemen korkup ağlıyordur.

Ayla kısa bir sürede Süleyman Astsubay başta olmak üzere birliğin göz bebeği olur. Ayla da onu kucaklayıp, yaralarını saran tüm asker ağabeylerini çok sever. Onlar talim yaptığında gülen gözlerle izler, keyiflenerek onların taklidini yapar. Bir süre sonra tekrar konuşmaya başlayan Ayla Türkçeyi de öğrenir. Hatta tercüme bile yapmaya başlar.  Gün gelir, Türk askerlerinin artık Kore’deki görevi biter. Süleyman Astsubay her ne kadar onu Türkiye’de bekleyen bir sevdiği olsa da içten içe Ayla’yı bırakıp, gitmek istememektedir. Bu nedenle görevinin süresini uzatmak ister ama bu durum komutanlarınca garip karşılanır. Ve pek de mümkün görünmez. Ayla’yı yanında götürmek ister fakat bu da mümkün değildir. Komutanların önerisiyle Ayla’yı yetim Koreli çocuklar için Türklerin kurduğu ‘Ankara Okulu’na gönderme kararı verilir. Hatta Süleyman Astsbay’ın içinin rahat etmesi için okulu ona da gösterirler. Ayla okulu görünce hemen ortama uyum sağlar gibi görünse de Süleyman Astsubay arkasını dönüp okuldan ayrıldığında peşinden koşar: ‘Baba baba babaaa’ diye ağlar. Sulu göz biri olarak filmin bu sahnesinde baya ağlamıştım. Neyse Süleyman da Ayla’dan ayrılamayacağını anlar ve onu büyük bir bavul içinde gemiye sokabileceğini düşünür. Ama işler istediği gibi gitmez. Görevlilere yakalanır ve Ayla geride, kendisi gemide gözü yaşlı bir şekilde Kore’den ayrılır. Süleyman Astsubay, Türkiye’ye döndüğünde sevdiğinin başkası ile nişanlandığını öğrenir. Bu durum üzerine, kederlenip ailesine telgraf ile onların önerdiği bir kızla evlenmek istediğini bildirir. Evlenir, İstanbul’a taşınır. Ama Ayla 1 gün olsun aklından çıkmaz. Ona destek olan karısıyla birlikte hep Ayla’yı bulmak için bir şeyler yapmaya çalışır ama genellikle sonuçsuz kalır. Tam 60 yıl sonra Türkiye ve Güney Kore işbirliğinde bir TV kanalının katkısıyla Ayla ve Süleyman Astsubay kavuşurlar. Bu sahne de yine beni darmadağın etmişti.”

Filmin esin kaynağı Koreli Eunja Kim(Ayla) ve Kore Gazisi Astsubay Süleyman Dilbirliği

Film üzerine olumlu, olumsuz çok fazla yorum var. Bazı olumsuz eleştirilere katılmıyor değilim. Kore Savaşı, Kore’ye gönderilen Türk Tugayı’ndan 2 binden fazla gazimizin olduğu, 741 şehit verdiğimiz bizim açımızdan çok büyük kayıplara yol açan bir savaştı. Süleyman Astsubay’ın en yakın arkadaşı Başçavuş Ali de bu şehitlerden biridir. Yani aslında Süleyman Astsubay’ın kaybı sadece Ayla’dan ibaret değildi. Sadece birkaç sahnede gösterilen en yakın arkadaşı Ali ve geride kalan yüzlerce asker…

‘Ayla’ Başarılı Bir Film Mi? Yoksa Konu Filmi Alıp Götürüyor mu?

Film Ayla ve Süleyman Astsubay’ın hikayesini anlattığı için ‘Propaganda içeriyor’ gibi  yorumlara girmeden, filmi asıl eleştirilmesi gereken yönlerinden değerlendirirsek; duyguyu verme, çekim teknikleri gibi özellikleriyle bence başarılı bir film. Teknik eksiklerimizi tamamlamamız, görüntü ve ses anlamında daha doğal çekimler elde etmemiz ki en yakındığım o ekolu sesleri artık duymamış olmamız film sektöründe  yol katettiğimizi gösteriyor.

Marlyn Monroe’yu canlandıran Memory Monroe (Claudia Kooij)

Filmdeki en etkileyici olan nokta konunun kendisi aslında. Oyuncular ve sahneler bu gerçek hikayeyi doğal bir şekilde yansıtabilmiş. Özellikle karakter seçimleri oldukça başarılı. Marilyn Monroe’ye tıpatıp benzerliğiyle bilinen Claudia Kooji, Ayla’yı canlandıran Koreli küçük oyuncu Kim Seol’un bu kadar isabetli bir şekilde seçilmiş olması; Ali Atay, Çetin Tekindor ve tabii ki İsmail Hacıoğlu’nun inanılmaz performanslarıyla sahneler kendiliğinden akıp gitmiş. Ek olarak filmin içinde gerilimi arttırmak için zorlama sahneler var ve ikinci kısım biraz daha kısa tutulabilirdi.

 

Sonuç olarak filmin geneline baktığımda, Türkiye ve Güney Kore ortak yapımı olan ‘Ayla’ filmini beğenerek izledim. Güldürmeyen komedi filmleri, korkutmayan abes korku filmleri yerine Ayla gibi etkileyici konulara hayat verilen filmler keşke daha çok yapılsa…

 

 

 

Bir Cevap Yazın